<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ufo Teknolojisi ve Uzay Bilimleri</title>
	<atom:link href="http://www.dehha.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dehha.com</link>
	<description>Türkiye&#039;de ve dünyada ilk uzay teknolojileri uygulamaları websitesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Jun 2010 14:58:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Soğuk Füzyon</title>
		<link>http://www.dehha.com/kuantumfizigi/41_soguk-fuzyon.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/kuantumfizigi/41_soguk-fuzyon.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 10:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Fiziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[     1983 Mart ayı sonlarında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Utah eyaletinde gerçekleştirilen bir deney, büyük yankılar yaratmış ve füzyon enerjisine yönelik geniş bir ilgi uyandırmıştır. Bu deneyin ve dolayısıyla soğuk füzyonun ayrıntılarına girmeden önce, füzyon enerjisinin tanımını yapmak gereklidir. Bu amaçla, Bilim ve Teknik Dergisi&#8217;nin Mayıs 1983 sayısında ayrıntılarıyla verilen bilgileri yeniden kısaca özetlemek yararlı olacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>     1983 Mart ayı sonlarında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Utah eyaletinde gerçekleştirilen bir deney, büyük yankılar yaratmış ve füzyon enerjisine yönelik geniş bir ilgi uyandırmıştır. Bu deneyin ve dolayısıyla soğuk füzyonun ayrıntılarına girmeden önce, füzyon enerjisinin tanımını yapmak gereklidir. Bu amaçla, Bilim ve Teknik Dergisi&#8217;nin Mayıs 1983 sayısında ayrıntılarıyla verilen bilgileri yeniden kısaca özetlemek yararlı olacaktır.<span id="more-41"></span></p>
<p>Nükleer füzyon, atom çekirdeklerinin birbirleriyle kaynaştırılmasıdır. Çekirdekler pozitif elektrik yüklü olduklarından ve bu nedenle birbirlerini ittiklerinden proton sayısı az olan çekirdekler daha kolay kaynaştırılabilir. Bu tür çekirdeklere sahip atomlar arasında, hidrojenin izotopları olan döteryum ve tritiyum atomları büyük önem taşımaktadır. Döteryum çekirdeğinde 1 proton ve 1 nötron, tritiyum çekirdeğinde ise 1 proton ve 2 nötron vardır. Bu çekirdekler yaklaştırılıp kaynaştırıldıkları zaman, aşağıda gösterilen nükleer reaksiyonlar oluşur:<br />
D + D [T + 1.01 MeV] + [p + 3.03 MeV]<br />
[He3 + 0.82 MeV] + [n + 2.45 MeV]<br />
D + He3 [He4 + 3.67 MeV] + [p + 14.67 MeV]<br />
D + T [He4 + 3.52 MeV] + [n + 14.06 MeV]</p>
<p>Görüldüğü gibi, reaksiyonlardan çok yüksek kinetik enerjilere sahip helyum çekirdekleri ile proton ve nötron tanecikleri çıkmaktadır. Bu ürünler reaksiyonun oluşturulduğu bölmeyi saran ve genellikle lityumdan yapılmış olan bir tabakaya saplanır ve bu sırada enerjilerini ısıya dönüştürürler. Bu tabakayı soğutmak için kullanılan bir sıvı, bu ısıyla buharlaşır ve elektrik üretimi için kullanılır. Bir gr döteryumda 3 x 1023 çekirdek bulunduğu göz önüne alınırsa, 100 megavat-saat enerji üreteceği ortaya çıkar. Döteryum izotopu doğal hidrojen içinde % 0.02 oranında bulunduğuna göre. yaklaşık 80 litre normal sudan bu enerjinin üretilebileceği ve okyanuslarda bulunan döteryum miktarının 10-100 milyon yıllık enerji gereksinimini karşılayacağı saptanabilir. Bu nedenle nükleer füzyona, enerji sorununun kesin çözümü olarak bakılmaktadır. Diğer bir üstünlüğü de herhangi bir radyoaktif artık bırakmamasıdır; çünkü son ürün asal helyum gazıdır. Bu yönleriyle füzyon, son otuz yıldır bilimin önde gelen amaçlarından biri olmuş ve bu uğurda milyarlarca dolar ve maddi değerlerle ölçülemeyecek yoğunlukta emek harcanmıştır.</p>
<p><strong>Soguk Füzyon Düzeneği</strong><br />
<strong>Soğuk füzyonun oluşturulduğu düzenek.</strong><br />
Bugüne kadar yapılan çalışmalar ise genellikle &#8220;sıcak füzyon&#8221; yöntemi çevresinde toplanmıştır. Birbirini iten çekirdekleri kaynaştırabilmek için akla gelen ilk çare, çekirdekleri çok yüksek hızlarla birbirleri üzerine göndermektir. Bunun için de en doğal yol, gazı ısıtmaktır. Yapılan incelemeler, yeterli hızı sağlamak için, döteryum gazının 100 milyon derece mertebesinde bir sıcaklığa ısıtılmasının gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, çekirdeklerin çarpışıp kaynaşma olasılığını artırmak için, bu sıcaklıkta bir gazın belirli bir hacimde ve yoğunlukta, belirli bir süre tutulabilmesi gerekmektedir. Bu işlemler için reaktöre oldukça büyük bir enerji girdisi sağlanmakta ve füzyon reaksiyonlarından çıkan enerji henüz bu girdiyi dahi karşılayamaz halde bulunmaktadır. Tüm bu zorluklara rağmen sıcak füzyon son otuz yılda çok büyük bir aşama kaydetmiş ve beklenmedik bir zorlukla karşılaşılmazsa ikibinli yılların başında enerji üretimine başlayabilecek bir düzeye gelmiştir.</p>
<p>Sıcak füzyon üzerinde çalışmalar sürerken, pek umut vermeyen diğer bir yöntem üzerinde de çok daha mütevazi bir düzeyde bir takım araştırmalar yapılmaktaydı. Öncülüğünü 1940 yılında, tanınmış Sovyet bilim adamı Andrei Sakkarov&#8217;un yaptığı bu araştırmalar, müyon adıyla anılan bir taneciğe dayanıyordu. Bu tanecik doğada uzaydan gelen kozmik ışınlar içinde bulunmakta ve ancak 2 mikrosaniye yaşayabilmektedir. Kütlesi, elektron kültesinin 207 katı, elektrik yükü ise elektronunkinin aynısıdır. Dolayısıyla böyle bir tanecik, döteryum atomuyla karşılaştığı zaman büyük kütlesi ve negatif yükü sayesinde atomdaki elektronu kolaylıkla yörüngeden kovup yerine kendisi geçebilmektedir. Büyük kütlesinden ötürü elektron yörüngesinden 207 kat daha küçük yarıçapta bir yörüngeye oturmaktadır. Yörüngelerinde müyon bulunan iki döteryum çekirdeği böylece birbirlerine kolaylıkla 207 kat daha fazla yaklaşabilmekte ve oda sıcaklığında kaynaşma olasılıkları 1080 kat daha artmaktadır. Bu nedenle söz konusu yönteme &#8220;soğuk füzyon&#8221; adı verilmektedir. Kozmik ışınlar içinde gelen müyon taneciklerinin sayısı çok az, yeryüzünde güçlü hızlandırıcılar yoluyla elde edilmeleri de çok pahalı olduğundan, bu yöntem yakın zamana kadar fazla ilgi çekici olamamıştır.</p>
<p>Geçtiğimiz Mart ayında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Utah eyaletinde M. Fleischmann ve D. Pons adlarındaki iki bilim adamının soğuk füzyonu son derece basit bir yöntemle, yaklaşık 100 saat boyunca gerçekleştirdiklerini ve verdikleri enerjinin 4 katını aldıklarını açıklamaları, doğa! olarak büyük yankılar uyandırmıştır. Bu yöntem, paladyum ve titanyum gibi metallerin bir asır kadar önce saptanmış ve diğer amaçlarla kullanılan bir özelliğine dayanmaktadır. Söz konusu metaller çok miktarda hidrojen gazını ve izotoplarını soğurup depo edebilme özellikleriyle tanınmaktadır. Bu iki bilim adamı bir şekilde çok miktarda döteryum gazını palladyumun kristal örgüsü içindeki çok küçük boşluklara sokarak, anormal yoğunlukla döteryum gazı elde etmeyi, böylece döteryum çekirdekleri arasındaki uzaklığı azaltıp, füzyon olasılığını artırmayı amaçlamışlardı. Başka bir deyişle, müyonun yaptığı işi, yüksek yoğunlukla başarmayı planlamışlardı. Döteryum gazını palladyum içine çok miktarda sokabilmek için elektrokimyasal güçlere, daha açıkçası herkesçe bilinen elektroliz olayına başvurmuşlardı. İçinde hidrojen yerine döteryum bulunan ve &#8220;ağır su&#8221; diye anılan su dolu şişelere çeşitli çaplarda, onar santim uzunluğunda palladyum çubukları daldırmış, çubukların çevresine ince platin telden yapılmış helezon şeklinde kafesler geçirmiş, palladyum ile platini, bir akünün negatif ve pozitif kutuplarına bağlayıp beklemeye başlamışlardır. Negatif gerilimdeki palladyum çubuklarının yüzeyinde döteryum iyonları birikmeye ve difüzyon yoluyla çubuğun içlerine girerek, kristal örgüsü içindeki boşluklara yerleşmeye koyulmuş, üç ay sonunda palladyum çubuktan füzyon belirtileri olan nötronların çıktığı hem doğrudan hem de dolaylı yoldan (alfa ışınları vasıtasıyla) gözlenmiştir. Böylece bu iki bilim adamı kendileri dahil herkes tarafından çok saçma diye nitelendirilebilecek böylesine basit bir yöntemle, füzyon olayını gerçekleştirmiş ve ertesi gün yaptıkları basın toplantısıyla dünyaya duyurmuşlardır.</p>
<p>Yöntemin basitliği, dünyanın çeşitli yerlerinde irili ufaklı kuruluşlarda. İlgili ilgisiz kişilerce bu deneyin tekrarlanmasına yol açmış, nötron üretimini saptamak, bir onur meselesi haline getirilmiş ve olayın temeline yönelik bilimsel araştırmalar şimdilik bir kenara itilerek dünya, belki de zamansız ve gereksiz şekilde umutlandırılmıştır. Fleischmann ve Pons&#8217;un deneyindeki en büyük çelişki, çıkan nötron sayısıyla, yani füzyon reaksiyonu sayısıyla elde edilen enerjinin hiçbir şekilde bağdaşmamasıdır. Ölçülen enerjiye karşılık gözlenmesi gereken nötron sayısı, belirtilen sayının 100 milyon katıdır. Öte yandan ölçülen enerji, bilinen her kimyasal reaksiyonun 100 katıdır. Bu durum, deneydeki ölçümlerin doğruluğu hakkında ciddi şüpheler uyandırmakladır. Nitekim, bir ay sonra İtalya&#8217;da Frascatti Laboratuvarları&#8217;nda yapılan daha yalın, kimyasal işlemler içermeyen bir deneyde gözlenen nötron sayısı ilk deneydekinden 200 kat fazla olmasına karşılık, ölçülen enerji üretimi ileri sürülenin milyarda biri mertebesinde olmuştur. 1960 yıllarında yine çok basit yöntemler olan &#8220;patlayan teller&#8221; ile bu deneylerde çıkan nötron sayısından 1000 ya da 10000 kat fazla nötron elde edilmesine rağmen, bu şekilde pek bir yere varılamayacağı saptanarak bu araştırmalar terk edilmiştir.</p>
<p>Sonuç olarak, soğuk füzyon deneylerinde füzyon reaksiyonu oluşturulduğunun kesin olduğunu, sayısının ise henüz sağlıklı bir şekilde saptanamadığını söyleyebiliriz. Yazının başında verilen denklemlerden görüleceği üzere, bu reaksiyonlarda tritiyum ve helyum gazları da oluşmakta, kesin reaksiyon sayısını saplayabilmek için, nötronların yanı sıra bu gazların miktarının da ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçümlerden sonra reaksiyonları gerçekleştiren fiziksel mekanizmanın kesinlikle saptanabilmesi için, bir dizi deneyin daha yapılması, sonuçların olumlu çıkması halinde yöntemin geliştirilmesi ve verimin artırılması yönünde çalışmalara hız verilmesi gerekir. Son olarak, sıcak ya da soğuk yöntemlerle füzyon enerjisinin ikibinli yılların başında hizmete sunulmasını bekleyebiliriz.</p>
<p>*ODTÜ Fizik Bölümü<br />
Prof. Dr. Ordal DEMOKAN *</p>
<p>Kaynak: Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Haziran 1989, Sayfa: 9-10</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/kuantumfizigi/41_soguk-fuzyon.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum Fiziği Nedir?</title>
		<link>http://www.dehha.com/ufobilimi/31_kuantum-fizigi-nedir.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/ufobilimi/31_kuantum-fizigi-nedir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:57:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ufo Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum Fiziği Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[Kuantum Fiziği, 1900’lü yıllardan itibaren Max PLANCK, Niels BOHR, Werner HEISENBERG, David BOHM gibi bilim adamlarının bulguları sonucunda, Newtonian fiziğinin keskin, ölçülebilir ve katı kurallarının olmadığı bir yerin varlığını ortaya koydu: KUANTUM ALAN. “Kuanta” Latincede “Ne kadar?” anlamına gelir ve “Kuantum” bunun çoğuludur ve bilimsel jargonda “farklı miktarda elektromanyetik enerji” anlamına gelir. Newton’un Hareket Yasaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kuantum Fiziği, 1900’lü yıllardan itibaren Max PLANCK, Niels BOHR, Werner HEISENBERG, David BOHM gibi bilim adamlarının bulguları sonucunda, Newtonian fiziğinin keskin, ölçülebilir ve katı kurallarının olmadığı bir yerin varlığını ortaya koydu: KUANTUM ALAN. </p>
<p>“Kuanta” Latincede “Ne kadar?” anlamına gelir ve “Kuantum” bunun çoğuludur ve bilimsel jargonda “farklı miktarda elektromanyetik enerji” anlamına gelir.<br />
<span id="more-31"></span><br />
<img src="http://sites.google.com/site/tunatuner/_/rsrc/1241548320435/kuantumteorisi/atom-1.jpg" width=200" alt="Kuantum Teorisi" align=left>Newton’un Hareket Yasaları (yer çekimi kanunu vb) günlük hayatımızda yaşadığımız evreni anlama ve şekillendirmemizde bize oldukça faydalı bilgiler sundu. Buna göre, bilardo toplarını, gülleleri ve yer çekimini keskin ve her daim ölçebiliyoruz. Şöyle ki, bir bilardo masası düşünün. Üzerinde aynı ölçülerle ve aynı maddeden üretilmiş toplar var. Ve siz aynı açıyla ve hızla vuruş yaptığınızda hep aynı sonucu alabilirsiniz, bu ölçülebilir. Aynı zamanda, bir kütlenin yoğunluğu, hızı, mesafe ve zaman gibi ölçümlerde keskin hesaplamalarda bulunabilirsiniz.  Örneğin, saatte 90 Km/h hızla gitmesi demek bir otomobilin, 60 dakikada (zaman ölçü birimidir) 90 KM (mesafe ölçüm birimidir) yol kat edebildiğini söyler. Zemin, hava ve yol şartlarını da katarsanız daha hassas ve keskin bir ölçüm yapabilirsiniz…</p>
<p>Buraya kadar her şey normaldir. Ancak bilim adamları daha küçük ölçeklere indiklerinde yani atom altı düzeye indiklerinde Newton fiziği kurallarının pek de işlemediği bir yer keşfettiler. Buna göre, atom altı düzeyde hiçbir şey sabit ve her daim ölçülebilir değildi! Bir gözlemcinin varlığıyla değişkenlik gösteriyordu. Elektronlarla yapılan meşhur çift yarık deneyiyle kanıtladılar ki, elektronlar herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde olma POTANSİYELİNE sahiptiler. Yani gözlemci unsuru değişkenlik arz ediyordu. Üstelik çok daha şaşırtıcı bir bulguyla çıktılar karşımıza, gözlemlenmediğinde yani ölçmediğinizde titreşim yani enerji olarak davranıyorlar ancak ölçmeye kalktığınızda diğer bir deyişle gözlemlediğinizde ise madde-parçacık olarak! Yani şöyle diyebiliyoruz:</p>
<p>Atom altı alan her an, her yerde bulunabilen ve sadece bir gözlemci tarafından sabitlenebilen<br />
sonsuz potansiyele sahip bir elektromanyetik titreşim alanıdır.</p>
<p>Einstein’ın dostu ve öğrencisi John WHEELER’ın sözleriyle ne büyük bir düşünce devrimi açtığını görebiliriz: “Bizler sadece gözlemci değiliz, bizler katılımcıyız. Tuhaf bir şekilde bu, katılımcı bir evrendir.”</p>
<p>Peki, bu ne anlama geliyor?<br />
Düşüncelerimiz, beynimizden yayılan elektromanyetik dalgalardır. (Elektroensefalografi ya da EEG denen basit bir yöntemle/cihazla rahatlıkla ölçülebilmektedir.) Bu dalgalar, bir atomun içindeki titreşen elektromanyetik dalgalarla buluştuğunda, o sonsuz potansiyeli etkiler. Kısaca, düşünce maddeyi etkiler!</p>
<p><img src="http://sites.google.com/site/tunatuner/_/rsrc/1241548986670/kuantumteorisi/humanateeg.jpeg" alt="kuantum mekaniği" align=left width=200>Bu müthiş bir bulgudur! Evrenin ve bedenimizin yani aslında her şeyin atomlardan meydana geldiğini düşündüğünüzde, ne kadar muazzam bir potansiyel barındırdığınızı fark ediyorsunuz. Atomun çoğu boştur, tıpkı bedeninizin ve evrenin de olduğu gibi. Bu BOŞLUK aslında saf bir enerji alanıdır. Atomlar boşluk içinde titreşen elektronlar ve protonlardan oluşur. Aslında zihnin sınırlamalarının ötesinde sonsuz bir boşluk içindeyiz diyebiliriz. Ancak kuantum fizikçilerin gözlemleri bu boşluğun anladığımız anlamıyla boş olmadığını gösterdi. Kuantum fizikçiler atom altı parçacıkları gözlemlemeye başladıklarında, içinde çok sayıda potansiyeli barındıran saf bir enerji alanına ulaştılar. Bu alandaki saf enerji fizik kanunlarından ve maddeden farklı hareket ediyordu. Bu enerjinin kaynağı bilinmiyordu, hep var olmuş ve hep var olacak, sonsuz ve ebedi olan saf enerji kaynağı… Zaman ve fiziksel bir form içinde her bir parça ayrı olarak algılansa da, bunun bir algıdan ibaret olduğunu, parçaların birbiriyle etkileşim içinde olduklarını ve bağlı olduğunu kuantum fiziği dünyaya sundu.</p>
<p><strong>Kuantum Fiziği temelde 4 prensip önerdi. Bunlar:</strong><br />
Supersposition (Süperkonum)<br />
Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilirler</p>
<p>Wave/Particle Duality (Dalga/Madde İkilemi)<br />
Uzay ve zamana dağılan dalgalar gibi davranabilirler.</p>
<p>Entanglement (Dolanıklılık)<br />
Çok uzaklardan birbirleriyle bağlantılı olabilirler.</p>
<p>Bose-Einstein Condensates (Bose-Einstein Yoğunlaşması)<br />
Tek bir kuantum durumunda bir araya gelip tek bir dalga fonksiyonuna uyabilirler.</p>
<p><img src="http://sites.google.com/site/tunatuner/_/rsrc/1241548992235/kuantumteorisi/alfabetatetha.jpeg" alt="kuantum grafiği" align=left width=200>Her düşünce bir elektromanyetik titreşim yayıyor. Bu yayının içinde de bilgi var. Ve sizin yayınınız bu “ALAN”a ulaştığında oradaki sonsuz potansiyeli etkiliyor ve siz fark etseniz de, etmeseniz de kendinize düşünceniz vasıtasıyla bir “GERÇEK” yaratıyorsunuz. Basit bir örnek vermek gerekirse, küçüklüğünüzden bu yana -etrafınızdan aldığınız- hayatın zor olduğuyla ilgili bir inancınız varsa, siz bu inanca uygun düşünce kalıpları içinde olursunuz. Bu bilgiyi o alana yaydıkça da size o alandan “zor hayat” gerçekliği yansıyacaktır. Dolayısıyla düşüncelerinizi kontrol ederek, değiştirerek ve bilinç düzeyinde bir yükselme yaşayarak bu sonsuz potansiyel alanından hakkınız olan her şeyi kolaylıkla çekebilirsiniz. Bunun size göresi, bana göresi yoktur, bu bilimsel bir gerçektir…</p>
<p>Yani, içinizdeki dünya ve dışınızdaki dünya BİR’dir… Dış dünyanızdan size yansıyan ne varsa, mucivezi bir şekilde içsel dünyanızın size geri dönüşümleridir. Bunu bir kez içselleştirdiğinizde artık kimseye ihtiyacınızın olmadığını anlayacak ve anında özgürleşeceksiniz… Ve her şey bundan sonra başlayacak… <img src='http://www.dehha.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Sadece bilim alanında değil, insanların hayatlarında, hayatı algılayışlarında da büyük bir çığır açan Kuantum fiziği burada birkaç sayfada özetlenenden çok daha derindir, geniştir. Burada sadece basit ve anlaşılabilir bir dille bu yeni bilimin ne anlattığını aktarmaya çalıştım. Muhakkak ileri okuma tavsiye ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/ufobilimi/31_kuantum-fizigi-nedir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim Nedir?</title>
		<link>http://www.dehha.com/ufobilimi/29_bilim-nedir.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/ufobilimi/29_bilim-nedir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:44:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ufo Bilimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiç birisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz. Cumhuriyet&#8217;te ve Cumhuriyet Bilim Teknik&#8217;te bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu, biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de, her gün yeniden anlatılmaktadır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiç birisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz.</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;te ve Cumhuriyet Bilim Teknik&#8217;te bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu, biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de, her gün yeniden anlatılmaktadır ve insanoğlu var oldukça anlatılmaya devam edilecektir. Ama hiç birisi aşkı eksiksiz anlatamamıştır ve anlatamayacaktır. Belki bilim de böyledir; onun eksiksiz bir tanımı yapılamaz. Ancak, bir temele dayanabilmek için, bir yerden başlamak iyi olacaktır.<br />
<span id="more-29"></span><br />
TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:<br />
<strong>Bilim</strong><br />
<img src="http://www.mailce.com/wp-content/uploads/astronot1.jpg" alt="uzay bilimi" align=left width=200>Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.<br />
Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.<br />
Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.<br />
Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.<br />
İnsan doğaya egemen olmak ister!<br />
Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.</p>
<p>Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.</p>
<p>Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?<br />
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.</p>
<p><strong>Bilim neyle uğraşır?</strong><br />
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.<br />
Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.</p>
<p><strong>Bilimin gücü</strong><br />
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur:<br />
Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.<br />
Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.</p>
<p><strong>Çeşitlilik</strong><br />
Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.</p>
<p><strong>Süreklilik</strong><br />
Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.<br />
Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.</p>
<p><strong>Ayıklanma</strong><br />
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.</p>
<p>Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler başka bir yazının konusu olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/ufobilimi/29_bilim-nedir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeka üzerine genel</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/16_zeka-uzerine-genel.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/16_zeka-uzerine-genel.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:23:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=16</guid>
		<description><![CDATA[Alm. Intelligenz, Klugheit (f), Fr. Intelligence, İng. Intelligence. En geniş mânâsıyle bir genel zihin gücü. Psikolog Terman’a göre, zekâ “mücerret (soyut) düşünme yeteneği”dir. Davis, zekâyı, “edinilen bilgilerden faydalanarak meseleleri halletme kâbiliyeti” olarak açıklar. Stern ise, “yeni karşılaşılan hallerin gereklerini, düşünme yeteneğinden faydalanarak karşılayabilme, yeni hayat şartlarına uyabilme gücü” olarak görür. Bergson’un klâsik târifine göre zekâ, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alm. Intelligenz, Klugheit (f), Fr. Intelligence, İng. Intelligence. En geniş mânâsıyle bir genel zihin gücü. Psikolog Terman’a göre, zekâ “mücerret (soyut) düşünme yeteneği”dir. Davis, zekâyı, “edinilen bilgilerden faydalanarak meseleleri halletme kâbiliyeti” olarak açıklar. Stern ise, “yeni karşılaşılan hallerin gereklerini, düşünme yeteneğinden faydalanarak karşılayabilme, yeni hayat şartlarına uyabilme gücü” olarak görür. Bergson’un klâsik târifine göre zekâ, “evvelce elde edilmiş tecrübe ve bilgilerden istifâde ederek bugünkü hayat meselelerini çözmek ve hayat şartlarına uymak kâbiliyeti”dir. Hinsie ise zekâyı, üç ana gruba ayırarak târif etmektedir. Bu müellife göre, abstre (mücerret, soyut) fikir ve sembolleri anlama ve kullanma kâbiliyeti teorik zekâyı; muhtelif makina ve âletleri anlama, çalıştırma ve keşfetme kâbiliyeti mekanik zekâyı, insânî münâsebet ve ictimâî hâdiselerle ilgili durumlarda akıllı ve mantıkî bir şekilde hareket etmek kâbiliyeti ise sosyal zekâyı teşkil etmektedir.<br />
<span id="more-16"></span><br />
Zekâ, akılla karıştırılmamalıdır. Zekâ, bir meleke, bir alışkanlıktır. Bu kuvvet yardımı ile insan, bilinen şeylerden bilinmeyenleri çıkarır. Delilleri toplayarak aranılan şeyleri bulur. Zekâ, sebep ile netice arasındaki bağlılıkları bulmak, benzeyiş ve ayrılışları anlamaktır. Akıl anlayıcı bir kuvvettir. Hakkı bâtıldan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırt etmek için yaratılmıştır. İsviçreli Clapare de zekâyı, “yeni icap ve vaziyetlere, zihnin en iyi şekilde uyması”dır diye anlatmıştır. Yâni muhite uymayı sağlayan bir kuvvettir. Tek hücreli hayvanlar, muhitin yalnız tesir etmesi ile hal değiştirerek bu tepkiye uyar. Daha ileri olan eklembacaklılarda, tepkilere sevkitabiî (içgüdü)ler de katılır. Kemikli hayvanlarda, bu iki kuvvete alışkanlık da karışır. En yüksek hayvanlarda ve insanlarda ise, muhite uymak için yeni bir faaliyet, bir davranış ortaya çıkar ki, bu da zekâdır.</p>
<p>Bergson diyor ki: “Her asrın geri kalmış kısımları, tabiate uymak, hayvanlar ve kendileri arasında münâsebet kurmak için âletler yapmıştır. Bu aletler, zekâ ile yapılmıştır.” Alet yapmak, teknikte yükselmek akla değil, zekâya alâmettir. Zekâ, içgüdüden yukarı, akıldan aşağı, bir şuur basamağıdır. Aklın tatbikçisi gibi olan zekâ, akıldan önce teşekkül etmektedir. Akıllı kişiler, teorik yollar ve kâideler ortaya koyar. Zeki kimse, bunların pratiğe tatbikini sağlar. Zekâ düşünebilme kuvvetidir. Fakat, düşüncelerin doğru olması için, akıl lâzımdır. Zeki insan düşüncelerinin doğru olabilmesi için bir takım prensiplere muhtaçtır. Bu prensipleri idâre eden akıldır.</p>
<p>Her zeki kimseyi akıllı sanmak doğru değildir. Zeki bir kimse, büyük bir kumandan olabilir. Akıllı kimselerden öğrendiği usûlleri, yeni harp vaziyetlerine uydurarak, kıtaları fethedebilir. Fakat aklı az ise, bir hatâ ile, başarıları felâkete döner. Meselâ Napolyon’un zekâ saçan askerî plânları, zaferleri ve akılsız hareketlerinin sonu olan felâketleri meydandadır. Üçüncü Selim Han zamânında, Napolyon’un, Suriye’de, İslâm askerleri karşısında bozguna uğrayarak nasıl kaçtığı târihlerde yazılıdır. Bir arslanın zekâsı, insan zekâsı kadar kuvvetli olsaydı, bu arslan öteki arslanlardan, on bin kat daha çok korkunç olurdu.</p>
<p>Zekâ, yeni doğmuş bir çocukta potansiyel olarak vardır, zamanla olgunlaşır. Fikrî gelişimin en hızlı olduğu zaman onuncu yaşa kadar olan dönemdir. Zekânın gelişmesi, beynin ve sinir sisteminin olgunlaşmasına dayanır.</p>
<p>Normal olarak, zekâ, doğuştan îtibâren şahsın olgunluğa erdiği 15-25 yaşlara kadar devamlı olarak artmaktadır. Fizikî ve bedenî büyüme ve gelişmede de olduğu gibi, zekâdaki gelişmenin ilk beş senesinde çok süratli olmasına mukâbil, 10-16 yaşlarda gitgide yavaşlamakta ve 15-20 yaşından sonra tamâmiyle durmaktadır. 20 yaşına kadar gelişen zekâ, ondan sonra 7-8 senelik bir duraklamayı tâkiben hızla zayıflamakta ve düşmektedir.</p>
<p>Zekânın ölçülmesi: Zekâ birtakım testler aracılığıyla ölçülebilir. Bu gâyeyle birçok test geliştirilmiştir. Târihte bilinen ilk zekâ testi Osmanlı Devletinde uygulanmıştır. O zaman saraya bağlı olan Enderun adlı mektebe, Müslüman ve gayri müslim çocukları bir çeşit zekâ testiyle seçilerek alınırlardı. Enderun, idâreci ve devlet adamı yetiştirirdi (Bkz. Enderun). Batıda kullanılan ilk zekâ testini bir Fransız psikologu olan Alfred Binet ve Dr. Theodor Simon yapmıştır. “Binet-Simon Testi” adı altında 1905 yılında yayınlanan bu test, Paris ilkokullarında başarısız kalan öğrenciler arasında zekâca geri olanlarla zekâca normal olup, olumsuz çevre faktörlerinden dolayı başarısız kalanları ayırt etmek gâyesiyle meydana getirilmiştir.</p>
<p>Zekâ testleri muhtelif yaşlardaki çocukların normal olarak (yâni % 50’sinin) yapabilecekleri işlerden, çözebilecekleri problemlerden ve cevaplandırabilecekleri sorulardan meydana getirilmiştir. Bu tipik sorular, problemler ve işler, etraflı incelemelerden sonra tespit edilmiştir.</p>
<p>Binet-Simon Testi son yıllarda revizyondan geçirilerek Stanford-Binet Testleri adı altında hâlen çocuklarda geniş ölçüde kullanılmaktadır. 8 yaşındaki bir çocuğa kendi yaşından iki yıl öncesine âit olandan başlanarak testler uygulanır. Çocuk bunları bildiği gibi, 8 yaşına âit problemleri de çözebilir, daha ileri yaşlara âit olanları yapamazsa normal zekâlı sayılırlar. Böyle bir çocuğun doğum yaşı gibi zekâ yaşı da sekizdir. Şâyet 8 yaşındaki bir çocuk kendi doğum yaşının problemlerini çözemeyip, ancak 7 yaş seviyesine kadar olan problemleri halledebiliyorsa zekâ yaşı 7 olarak kabul edilir. Dokuzuncu yaşa kadar olan problemleri çözüyorsa, 9 zekâ yaşında sayılır. Buna göre çocuğun zekâ yaşı, doğum yaşından üstün veya düşük oluşuna göre zekâsının üstün veya düşük olduğu anlaşılır.</p>
<p>Zekâ yaşının doğum yaşına bölünmesiyle zekâ derecesi tespit edilir. Kesirden kurtarılması için 100 ile çarpılarak elde edilen rakama “zekâ bölümü” (IQ) adı verilir. Yâni:</p>
<p>İnsanları zekâ derecelerine göre düşükten yükseğe doğru sıralarsak, normal dağılma eğrisi (çan eğrisi) elde edilir.</p>
<p>Zekâ bölümlerinin (IQ) mânâları şunlardır:</p>
<p>IQ 0- 25 arası “ağır gerilik” (idio)</p>
<p>IQ 26-50 arası “orta gerilik” (embesil)</p>
<p>IQ 51-75 arası “hafif gerilik” (debil)</p>
<p>IQ 76-90 arası “sınır zekâlılar”</p>
<p>IQ 91-110 arası “normal zekâ”</p>
<p>IQ 111-125 arası “ileri zekâ”</p>
<p>IQ 126-140 arası “üstün zekâ”</p>
<p>IQ 140-155 arası “çok üstün zekâ”</p>
<p>IQ 156-ve üzeri “dehâ”</p>
<p>Üstün zekâlılık: 1000 rastgele çocuk alınırsa, ancak 10 tânesinin bölümü 140 ve biraz üzerinde olur. 160 ve 160’ın üzerinde olanların oranı ise binde birden bile azdır. Bir bakıma yeryüzündeki tekniğin bulucuları ve taşıyıcıları bu zekâlardır. Üstün zekâlı çocuklar üzerinde yapılan geniş araştırmalar, bunların özellikleri hakkında bize şu bilgileri vermektedir: Her şeyden önce, bu çocuklar vücut sağlığı bakımından normalden üstün bulunmaktadırlar. Öyle ki, doğdukları zamanki boy ve ağırlık ölçüleri normalin üstündedir. Bebeklik devresinde daha az hastalık geçirmekte ve öteki bebeklerden daha fazla uyumaktadırlar. Bu çocuklar erken diş çıkarmakta, erken yürümekte ve erken konuşmaktadırlar. Okulda çabuk ilerleme göstermekte ve teorik konulara daha fazla ilgi duymaktadırlar. Genel olarak el mahâretini gerektiren konulara, beden eğitimi ve resim derslerine fazla ilgi göstermemektedirler. Vakit geçirmek için yaptıkları faaliyetlerde okuma büyük yer almaktadır. Oyun oynarken kendilerinden büyük arkadaşları tercih etmektedirler. Ergenlik çağına akranlarından daha erken girmektedirler.</p>
<p>Şurası da muhakkaktır ki, sâdece üstün zekâya sâhip olmak her şey demek değildir. Çok zeki oldukları halde hayatlarını cezâevlerinde geçiren kimseler de çoktur (Bkz. Psikopati). Zekânın üstünde akıl dediğimiz kuvvet vardır ve zekânın iyi yönde kullanılması önemlidir. Dînî ve ahlâkî terbiye, çevre şartları ve hayat tecrübeleri zeki doğmuş olmanın yanısıra büyük ehemmiyet taşır. Öte yandan, okulda ve okul sonrası yaşayışta elde edilen başarılar tabiî ki, alınan eğitimle de ilgilidir. Eğitim ancak mevcut olan bir kâbiliyeti geliştirir.</p>
<p>Üstün zekâlı çocuklar yalnız kendileri, âileleri veya memleketleri için değil, bir bakıma bütün dünyâ için önem taşımaktadırlar. Çünkü, özellikle ilim dallarında onları bekleyen çözülmemiş problemlerin cevapları; yapılacak keşifler, bulunacak ilâçlar bütün insanlığın malı olacaktır.</p>
<p>Zekâ geriliği: Çocukluk çağlarının en sık görülen rûhî şikâyet konusu, zekâ geriliğidir. Dünyâ Sağlık Teşkilâtı bunu, “zihin kâbiliyetlerinin eksik veya yetersiz gelişmesi” diye târif etmektedir.</p>
<p>Zekâ geriliğinin sebepleri:</p>
<p>1. İrsî (soyaçekim) zekâ gerilikleri: Hafif derecedeki zekâ geriliklerinin büyük bir kısmını bu grup meydana getirir. Anne ve babanın geri zekalı olması hâlinde çocuk da geri zekâlı olabilecektir. Alkolizm, toksikomani, aşırı yaşlılık buna etken olabilir.</p>
<p>2. Gebelik sırasında annenin ve bebeğin karşılaştığı tehlikeler, önemli birer sebep sayılabilir: Çocuğu düşürme denemeleri, özellikle hâmileliğin ilk üç ayında annenin kızamıkçık, çiçek, toksopalsmosis, kabakulak, kızamık, çocuk felci, su çiçeği, mikrobik sarılık, grip, boğmaca, tifüs, kızıl, sıtma geçirmesi gibi. Bu hastalıklardan birine yakalanan kadının, doğacak çocuğunun muhakkak geri zekâlı olması söz konusu değildir. Gebelikte röntgen çektirme, sigara ve alkol kullanma yine zekâ geriliğine sebep olabilir.</p>
<p>3. Doğum sırasında çocuğun beyninin zedelenmesi, beynin oksijensiz kalması yine önemli sebeplerdendir.</p>
<p>4. Dört-beş yaşına kadar beyin ve sinir sistemi hızlı bir olgunlaşma (tekâmül) hâlindedir. Bu olgunlaşmayı engelleyen sebepler (enfeksiyonlar, kafa travmaları ve zehirlenmeler), zekâ gelişiminin duraklamasına veya aksamasına yol açabilirler. Beynin, daha çok virüs adı verilen mikroplarla ortaya çıkan, ansefalit dediğimiz iltihâbî hastalığında hayâtî tehlikeleri olabilir. Hastalığı atlatanların bir çoğunda zekâ geriliği görülür. Küçük yaşlardaki boğmaca diğer bir sebeptir. Menenjit, ciddî kafa darbeleri, ağır orta kulak iltihapları, beyni etkileyen zehirlenmeler zekâ geriliğine yol açabilirler.</p>
<p>5. Beynin gelişmesini doğuştan veya erken çocukluk çağında engelleyen mühim sebeplerden biri de kafatasının yapı anormallikleridir. Mikrosefali (küçük beyin) bunun tipik örneğidir. Kafa içi sıvılarının basınç artması sonucu başın büyümesi ve gelişmekte olan beynin sıkışması şeklinde meydana gelen, hidrosefali denen hastalıkta zekâ geriliği oldukça sıktır. Bütün bunların dışında, kromozom anormallikleri yine irsî (soyaçekim) bir başka zekâ geriliği sebebidir. Mongolismus denen, Moğol ırkını andıran çocuklar, geri zekâlıların önemli bir kısmını meydana getirirler. Zekâları hafif veya orta derecede geridir. Normalde 46 olan kromozom sayısı 1 artarak 47 olmuştur. Daha çok ileri yaşlarda doğum yapan annelerin çocukları arasında da rastlanır.</p>
<p>Zekâ geriliğinin sıralanması: Zekâ gerilikleri, zekâ bölümlerine göre şu şekilde sıralanır:</p>
<p>IQ’su 0-25 olanlar ağır geridir (idio): Bütün zekâ faaliyetleri hemen hemen yok gibidir. Buna ilâveten birtakım bedenî gelişme kusurları da vardır. Kurumlarca korunması gerekir. Bâzı basit alışkanlıkları bile kazandırmak mümkün değildir. Bâzıları birkaç cümleyle konuşma öğrenebilir. Büyük kısmı konuşmaz. Çoğu tuvalet, beslenme alışkanlıkları kazanamaz. Büyük bir kısmında yürüme bile gelişemez. Çoğu erken yaşta ölür.</p>
<p>IQ’su 26-50 arası olanlar orta geridir (embesil): Normal bir çocuğun kâbiliyetinin yaklaşık en fazla yarısı kadar kâbiliyeti gelişeceğinden, konuşmaları ve sosyal intibakları daha sınırlı ve geç olacaktır. Çok az bir kısmı 10-12 yaşından sonra basit okuma yazma öğrenebilir. Kelime hazineleri kıttır. Günlük yaşantıları için gerekli olan basit uyum ve alışkanlıkları kazanabilirler. Fazla sorumluluk taşımayan basit el zanaatlerinde veya tarla-bahçe işlerinde 13-14 yaşından îtibâren çırak niteliğinde çalıştırılırlarsa, işe uyum sağlayabilirler. Esâsen en doğru yol da budur. Çevrelerince geri oldukları kolayca fark edildiklerinden, alay konusu edilmemeleri, bilakis korunmaları, desteklenmeleri gerekir.</p>
<p>IQ’su 51-75 arası olanlar hafif geridir (debil): Zorlukla da olsa ilkokul öğretimine başlayabilirler, bir kısmı okulu bitirebilir, bir kısmı ise okula hiç devam edemez. Bu seviyedeki gerilerin kendine mahsus, hafif ve yavaş ilerleyen eğitim programı çerçevesinde, özel alt sınıflarda eğitim görmeleri gereklidir. Büyük şehirlerimizin bâzı ilkokullarında böyle sınıflar vardır. Bu çocuklarda dikkat, muhâkeme, hâfıza, irâde zayıf gelişir. Fikir üretimi kıttır. Heyecanları değişken olup, telkine kolayca yatkın olduklarından gençlik ve yetişkinlik yaşlarında kolayca suça yönelebilirler, şaka kaldırmazlar. Geri oldukları kolayca fark edilemez, uyumsuzlukları terbiyesizlik sayılabilir. Yetişkin çağa vardıklarında 11-12 yaşındaki bir çocuğun zekâsına sâhip olabilirler.</p>
<p>IQ’su 76-90 arası olanlar sınır zekâlıdırlar: Normalle geri arasındaki kişilerdir.</p>
<p>Zekâ geriliğinin oranları: Bu bölümlenmeye göre, zekâ bölümü (IQ) 75’ten aşağı olan çocuklar geri zekâlı sayılır. Bunların çocuk kesimindeki oranı % 3 dolayındadır. Sınır zekâlılar ise % 10-15 arasındadır. Zekâ bölümü 90’ın üstünde olanlar normal zekâlılardır. Bütün geri zekâlıların yaklaşık % 75’i hafif, % 20’si orta, % 5’i ağır gerilerdir.</p>
<p>Zekâ geriliğinde tedâvi: Şâyet bir çocukta zekâ geriliği ortaya çıkmışsa, bunun giderilerek tedâvisi mümkün değildir. Burada esas tedâvi, mevcut zekâ kâbiliyeti ile en yüksek verimde, çocuğun aktivitesini ve topluma uyumunu sağlayabilmek, mümkün olan seviyede öğretimini sürdürebilmektir. Yâni eğitimini yapmaktır. Psikomotor eğitim (yürüme, denge, koşma hareketleri, ince el becerileri) önceleri önemlidir. Konuşma eğitimi özel bir yer tutar. Ayrıca günlük hayatta gerekli olan bilgiler ve alışkanlıkların (beslenme, tuvalet, tehlikelerden sakınma gibi) kazandırılması gerekir. Bu uygulamalarda müsbet davranış ve fiilleri teşvik, tasdik etme ve mükâfatlandırma, daha sonra da tekrarlayarak pekiştirme başlıca prensiptir. Menfi davranışlar engellenmeli ve doğrusu öğretilmelidir. Âile ile de işbirliği yapılarak, evdeki yaşayışın da tedâvinin paralelinde tesirini sağlamak gereklidir.</p>
<p>Zekâ testleri: Zekâ testlerinden sık kullanılanlardan bâzıları şunlardır:</p>
<p>Cattell Zekâ Testi: Kültürden arınmış bir testtir. Bütün toplumlara uygulanabilir. Üç çeşidi vardır: Birincisi 4-8 yaş arasındaki çocuklar ve debiller (hafif zekâ gerisi olanlar) için; ikincisi 8-12 yaş arası çocuklar ve bütün yetişkinler için; üçüncüsü yüksek seviyedeki genç ve yetişkinler için hazırlanmıştır. Sorulan soruların belli bir zaman içinde cevaplanması istenir.</p>
<p>Alexander Pratik Zekâ Testi: Bu testle ilkokulu bitiren çocukların teknik kâbiliyetlerini ölçmek ve onları daha ileri sınıflara (özellikle sanat okullarına) yöneltmek maksadıyla hazırlanmıştır. Test aynı zamanda özel sınıflarda okutulması icab eden çocukların tespitinde çok işe yaramaktadır. Testte tahta kutulardan, boyalı küplerden çeşitli problemler çözülmesi istenir.</p>
<p>Porteus Labiret Testi: Zekâ fonksiyonunun özel bir şeklini ölçer. Meselâ, bâzı vaziyetlerde temkinli davranmak, ileriyi görmek, çeşitli engellerden kendini korumak gibi. Bu test bilhassa bir insanın bugünkü hayâtındaki davranışlarda gösterdiği kâbiliyeti tespit eder.</p>
<p>Binet-Terman Testi: Sözlü bir testtir. Okul, âile bilgisine ve kültürüne dayanır. Binet-Terman testinden bâzı örnekler:</p>
<p>Yaş 4:</p>
<p>1) Anlayış: “Ne yaparsın?”</p>
<p>-Uyku gelince</p>
<p>-Üşüyünce</p>
<p>-Acıktığın zaman</p>
<p>2) Dört rakamı ezberden tekrarlamak:</p>
<p>-4-3-7-9</p>
<p>-4-8-5-6</p>
<p>-9-1-5-7</p>
<p>Yaş 7:</p>
<p>1) Farklarını söylemek:</p>
<p>-Sinekle kelebek</p>
<p>-Taşla yumurta</p>
<p>-Tahtayla cam</p>
<p>Yaş 10:</p>
<p>1) Saçma cümleler: “Burada saçma olan nedir?”</p>
<p>a) Adamın biri diyor ki: “Öyle bir yol biliyorum ki, evimden şehre doğru yokuş aşağı, şehirden evime doğru da yokuş aşağı.”</p>
<p>b) Dün polisler vücûdu parçalara ayrılmış bir ceset buldular. Bu şahsın kendini öldürdüğü zannediliyor.</p>
<p>c) Bir mühendis diyor ki: “Trende ne kadar çok vagon varsa tren o kadar çabuk gider.”</p>
<p>d) Dün bir tren kazâsı oldu, fakat çok önemli değil, yalnız 48 kişinin öldüğü söyleniyor.</p>
<p>Yaş 12:</p>
<p>1) Benzeyişleri kavramak: “3 şey nasıl birbirine benzer?”</p>
<p>a) Yılan, inek, serçe</p>
<p>b) Kitap, öğretmen, gazete</p>
<p>c) Yün, pamuk, deri</p>
<p>d) Bıçak, kuruş, demir tel</p>
<p>e) Gül, patates, ağaç</p>
<p>Binet-Terman zekâ testinin değerlendirmesi ise şöyle olur:</p>
<p>140 ve üstü deha</p>
<p>120-140 yüksek zekâ</p>
<p>95-120 normal zekâ</p>
<p>80-95 orta zekâ</p>
<p>70-80 aşağı zekâ</p>
<p>50-70 debil</p>
<p>20-50 impesil</p>
<p>0-20 idio</p>
<p>ZEKÂ GERİLİKLERİ;</p>
<p>Alm. Schwachsinn (m), Fr. Arrierations (f. pl.) mentales, İng. Feeble-mindedness, backwardness. Çeşitli sebeplerden dolayı meydana gelen ve değişik derecelerde olabilen zekâyla ilgili hastalıklar. Zekâ, öğrenme, öğrenilenden faydalanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilmek kâbiliyetidir (Bkz. Zekâ). Zekî insan, öğrendiğini değerlendiren ve yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir.</p>
<p>Zekâ geriliği, gelişim dönemlerinden kaynaklanan ve ahenkli davranışlardaki bozulmayla birlikte olan, genel zihnî fonksiyonlarda normalin altında olma hâlidir. Sebebi ne olursa olsun, zekâ geriliği gösteren çocukta en belirgin özellik, konuşmanın başlamamış olması veya çok yavaş gelişmesidir. Beden gelişmesi de yavaştır. Başı dik tutma, emekleme, yüzme, oturma, koşma genellikle geç başlar.</p>
<p>Zekâ geriliği oranının, toplam nüfûsun % 2-3’ü kadar olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p>Zekâ gerilikleri şu şekilde tasnif edilebilir:</p>
<p>1. Derin zekâ geriliği: 0-5 yaş arası çocuklar, tam bağımlı çocuklardır. Genellikle kurum ve hastânelerde devamlı bakım ve gözetim altında tutulurlar, pek uzun yaşamadıkları ileri sürülmektedir. 6-20 yaş arasındakiler tek tek kelimelerle sınırlı olarak ihtiyaçlarını anlatabilirler, tuvalet eğitimi ve yeme gibi konularda çok az da olsa eğitilebilirler. 21 yaş üstündekilerde ise bâzı hareket ve konuşma, ses kâbiliyetlerinde ilerleme olabilir. Tuvalet ve yeme alışkanlıklarını sürdürebilirler, özel bakımı gerektirirler.</p>
<p>2. Ağır zekâ geriliği,</p>
<p>3. Orta derecede zekâ geriliği,</p>
<p>4. Hafif derecede zekâ geriliği,</p>
<p>5. Sınırda ve donuk zekâlı normal çocuklar: Ağır öğrenen çocuklar olarak bilinirler. Bunlar için özel eğitim uygulanmamakta, ilkokul eğitimini 1-2 sene geriden tâkip etmektedirler. Bunlar geri zekâlı düzeyde değillerdir, ama yaşıtlarından çok daha geç ve güç öğrenirler. Çabuk kavrayamaz ve öğrendiklerini çabuk unuturlar.</p>
<p>Zekâ testleriyle çocukların zekâ yaşları tespit edilebilmektedir. Şâyet yedi yaşındaki bir çocuk kendi yaşı için hazırlanmış testleri başarırsa, zekâsı yaşına uygundur denir. Şâyet on iki yaş için hazırlanmış testi de başarırsa zekâsı yaşına göre çok üstündür denir.</p>
<p>Zekâ geriliklerinin sebepleri:</p>
<p>1. Doğum öncesi faktörler:</p>
<p>İrsiyet, alkolizm, toksikomani, aşırı yaşlı ana-baba vb.</p>
<p>2. Lipid metabolizmasına bağlı bozukluklar.</p>
<p>3. Karbon hidrat metabolizmasına bağlı bozukluklar.</p>
<p>4. Hormonal bozuklukları: Normal tiroid bezinin az çalışması.</p>
<p>5. Kromozom bozuklukları: Down sendromu (Mongolizm).</p>
<p>6. Gebelik sırasında annenin geçirmiş olduğu enfeksiyon hastalıkları: Frengi, kızamıkçık, çiçek, su çiçeği, toksoplasmosis, kabakulak, kızamık, mikrobik sarılık, grip, boğmaca, sıtma, kızıl vb.</p>
<p>7. Gebelik zehirlenmesi, kontrol altına alınmayan annenin şeker hastalığı, yetersiz beslenme, kontrolsuz ilâç kullanma, sigara, alkol ve benzeri alışkanlıklar.</p>
<p>8. Doğum esnâsında meydana gelen travmalar, bebeğin oksijensiz kalması, kan uyuşmazlığı sonucu meydana gelen öldürücü sarılık (Kernicterus) zekâ geriliklerine yol açabilmektedir.</p>
<p>9. Çocuklarda meydana gelen menenjitler, beyin iltihapları, travmalar, çocuk beyin felci, sara nöbetleri ve zehirlenmeler de zekâ geriliklerine yol açabilmektedir.</p>
<p>10. Sosyal ve moral sebeplerden zekâ geriliği olabilmektedir: Toplumun sosyal şartları, âilenin yapısı ve görgüsü, maddî imkânsızlıklar, eğitimsizlik, beslenme bozuklukları, harp, esâret gibi ağır şartlar vb.</p>
<p>Teşhis: Bebeklik çağında teşhis koymak zor olup, îtina isteyen bir iştir. Anne ve babadan çok iyi bir hikâye alınmalı ve şüpheli kalan her şey sorulmalıdır. Çocuğun dikkatli bir gözlemi ve muâyenesi, zekâ geriliği teşhisini koyma kadar, sebepleri konusunda da aydınlatıcı olmaktadır. Nörolojik belirtilerin görülüş sıklığı ve ciddiyeti, zekâ geriliği konusunda oldukça mühim ipuçları vermektedir. İdrar, kan ve kromozom tetkikleri de teşhiste oldukça faydalı olabilmektedir. İşitme ve konuşmanın değerlendirilmesi, psikiyatrik ve psikolojik muâyene ile çocuğun zekâ yaşının tespiti, teşhisinin diğer unsurlarını teşkil etmektedir.</p>
<p>Çok değişik durumlar zekâ geriliğini taklit edebilir. Özellikle körlük ve sağırlık, yanlışlıkla zekâ geriliği şeklinde değerlendirilir. Konuşma bozuklukları ve çocuk beyin felci, çocuklar normal olduğu halde, sıklıkla zekâ gerisi intibaını verebilmektedir. Bunun için teşhis konurken çok dikkatli olunmalıdır.</p>
<p>Zekâ geriliklerini önleme: Bunun için en önemli husus, zekâ geriliğine yolaçan faktörlerin giderilmesidir. Bunu sağlamanın en etkili yolu da toplumun eğitimidir. Ayrıca, kan uyuşmazlıklarının önceden tespiti gibi konularda genetik, danışma da önemli bir yer tutar.</p>
<p>Hastalıkların erken teşhisi ve uygun tedâvi metodlarıyla, hasar yapmadan kontrol altına alınabilmesi de oldukça mühimdir. Meselâ troid bezinin yeterli çalışmama hâli erkenden tespit edilip tedâvi cihetine gidilince, çocukta meydana gelecek olan zekâ geriliği önlenmektedir.</p>
<p>Tedâvi: Tedâvide gâye; zekâ geriliği gösteren çocukların kapasitelerini, ulaşabilecekleri en üst seviyeye çıkartmak, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek hâle getirmek, âilelerine ve topluma yük olmaktan kurtarmak ve nispeten mutlu bireyler hâline getirmektir.</p>
<p>Tedâvi, hastalığın cinsine göre değişmekle berâber temelde davranış şekillendirilmesi, ana-babadan faydalanma, bakım ve kısımlardan faydalanma, fizikî rehabilitasyon ve birtakım özel eğitimleri ihtivâ etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/16_zeka-uzerine-genel.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üstün Zeka Nedir?</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/14_ustun-zeka-nedir.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/14_ustun-zeka-nedir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[Zeka dağılım eğrisinin bir ucunda zeka geriliği gösteren kişiler yer alırken diğer ucunda ise üstün zekalı kişiler yer almaktadır. Toplumu oluşturan kişilerin ancak %2&#8242;lik bir bölümü 130 ve üstündeki IQ derecesine sahiptir. IQ derecesi 140&#8242;ın üzerine çıkıldığında bu oran % 0.2 ye düşmektedir. Üstün zekalıların tipik örnekleri onları sakar, utangaç, sosyal açıdan akranlarıyla uyumsuz gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zeka dağılım eğrisinin bir ucunda zeka geriliği gösteren kişiler yer alırken diğer ucunda ise üstün zekalı kişiler yer almaktadır. Toplumu oluşturan kişilerin ancak %2&#8242;lik bir bölümü 130 ve üstündeki IQ derecesine sahiptir. IQ derecesi 140&#8242;ın üzerine çıkıldığında bu oran % 0.2 ye düşmektedir.<span id="more-14"></span><br />
Üstün zekalıların tipik örnekleri onları sakar, utangaç, sosyal açıdan akranlarıyla uyumsuz gibi gösterse de bir çok araştırma onların tam tersine bir çok şeyi ortalama insandan çok daha iyi yapabilen, iyi uyumlu, sevilen kişiler olduğunu ortaya koymuştur.<br />
Lewis Terman tarafından yapılan ve 1920 yılında başlatılan bir çalışma halen devam etmektedir. Bu çalışmada IQ derecesi 140&#8242;ın üzerinde olan 1500 üstün zekalı çocuktan oluşan bir grup 60 yıl boyunca düzenli aralıklarla takip edilmektedir. Başından itibaren bu gruptaki kişiler fiziksel, akademik ve sosyal açıdan, normal akranlarına göre daha ileride olmuşlardır. Genellikle daha sağlıklı, daha uzun, daha ağır ve daha kuvvetli oldukları gözlenmiş, okulda daha başarılı olmuşlar ve normal kişilere göre daha iyi sosyal uyum sergilemişlerdir. Bütün bu avantajlar, kariyer başarısına dönüşmüş, bu kişiler normal insanlara göre daha çok ödül almış, daha fazla maddi gelir elde etmiş, sanat ve edebiyata daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Örneğin bu gruptaki kişiler 40 yaşına geldiklerinde, toplam olarak 90 kitap, 375 oyun ve kısa hikaye, 2000 makale yazmışlar, 200 üzerinde patente imza atmışlardır. Hepsinden önemlisi bu kişiler hayattan tatmin olduklarını diğer kişilere göre daha fazla belirtmişlerdir.<br />
Bu çalışma diğer yandan, üstün zekalı olmanın her zaman başarılı bir grafik çizmeyi garantileyemeyeceğini de göstermiştir. Terman&#8217;ın incelediği grupta bazı önemli başarısızlıklara da rastlanmıştır. Başka çalışmalardan da anlaşıldığı üzere üstün zeka her alanda düzgün bir dağılım göstermemektedir. Yüksek IQ derecesine sahip bir kişinin akademik konularda ille de başarı göstermesi gerekmemekte, ancak konulardan bir veya bir kaçında olağandışı bir üstünlük sergileyebilmektedir. Yüksek bir IQ derecesi, her şeyde başarı anlamını kesinlikle taşımamaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/14_ustun-zeka-nedir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeşitli Zeka Alanları</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/13_cesitli-zeka-alanlari.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/13_cesitli-zeka-alanlari.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:18:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde en yaygın testler olan Stanford-Binet ve WAIS-R testlerinde zeka ölçümü için Binet&#8217;in geliştirdiği yöntem kullanılmasına karşın, zekanın ne olduğunun tanımlanmasında eksiklikler bulunmaktadır. Binet ekolünde zeka, kişinin test sonuçlarında aldığı derece ile ölçülmektedir. Bu zekayı ölçmek için pratik bir yaklaşımdır ve kişilerin performanslarını anlamaya yöneliktir, ancak bu testler zekanın doğasını anlamak için fazla ipucu vermezler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Garamond;">Günümüzde en yaygın testler olan Stanford-Binet ve WAIS-R testlerinde zeka ölçümü için Binet&#8217;in geliştirdiği yöntem kullanılmasına karşın, zekanın ne olduğunun tanımlanmasında eksiklikler bulunmaktadır. Binet ekolünde zeka, kişinin test sonuçlarında aldığı derece ile ölçülmektedir. Bu zekayı ölçmek için pratik bir yaklaşımdır ve kişilerin performanslarını anlamaya yöneliktir, ancak bu testler zekanın doğasını anlamak için fazla ipucu vermezler. Araştırmacılar zekanın doğasını anlamak üzere de çalışmaktadırlar.<span id="more-13"></span> En çok sorulan sorulardan biri zekanın tek bir faktörden mi yoksa bir kaç bileşenin bir araya gelmesiyle mi oluştuğudur. İlk psikologlar, zekanın ve genel bir g-faktörü olarak adlandırılan genel bir mental faktörden oluştuğunu varsayıyorlardı. Bu faktörün, zekanın her bir yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin bu g-faktörünü ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. Daha sonraki araştırmacılar akıcı zeka ve kristalize zeka olmak üzere zekanın iki çeşidi bulunduğunu öne sürdüler. Akıcı zeka, yeni problemleri ve durumları başarıyla ele alabilme yeteneğini, kristalize zeka ise bilginin saklanması, beceriler, akışkan zekanın kullanılması ve tecrübelerden elde edinilen stratejileri kapsamaktadır.<br />
Diğer bir kısım bilim adamı ise zekanın daha çok bölümlerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Örneğin, Howard Gardner belirli alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu savunmuştur. Aşağıda açıklanan bu zeka alanlarının her biri diğerinden bağımsız olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu zeka alanlarından bir kaçının aynı anda aktif hale geçirilmesiyle oluşmaktadır:</span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: Garamond;"><strong><span style="color: #ff0000;"> Müziksel Zeka: </span></strong>Müzik alanlarındaki beceri.</span></li>
<li><span style="font-family: Garamond;"> <strong><span style="color: #ff0000;">Bedensel Kinestetik</span></strong> Zeka: Tüm bedenin veya çeşitli bölümlerinin bir problemin çözümünde, bir üretim veya gösteri sırasında kullanılması ile ilgili becerilerdir; dans etme, atletizm, aktörlük, operatörlük gibi beceriler buna örnek gösterilebilir</span></li>
<li><span style="font-family: Garamond;"><span style="color: #ff0000;"><strong> Mantık-Matematik Zekası: </strong></span>Problem çözme ve bilişsel düşünmedeki beceriler.</span></li>
<li><span style="font-family: Garamond;"><strong><span style="color: #ff0000;"> Dilsel Zeka: </span></strong>Bir dilin kullanımı ve o dilde eserler üretme ile ilgili beceriler.</span></li>
<li><span style="font-family: Garamond;"><strong> <span style="color: #ff0000;">Uzaysal-Konum Zeka:</span> </strong>Mimarların, ressamların, heykeltıraşların veya uzay-konum durumlarını anlamadaki becerileri.</span></li>
<li><span style="font-family: Garamond;"><strong><span style="color: #ff0000;"> Kişiler Arası Iletişim: </span></strong>Diğer kişilerle etkileşimde diğerinin ruh halini, isteklerini, niyetlerini anlamadaki beceriler.</span></li>
<li><span style="font-family: Garamond;"><span style="color: #ff0000;"><strong> İçe yönelik Zeka: </strong></span>Bir kişinin iç dünyasındaki yönelimlerini anlaması, duygularına erişebilmesi becerisidir.<br />
Gardner&#8217;in her bir zeka alanını açıklamak üzere verdiği örnekler arasında Yehudi Menuhin, T.S. Elliot, Anne Sullivan, Virginia Wolf gibi ünlüler yer almaktadır.<br />
Yehudi Menuhin San Fransisco Orkestrasının konser salonuna gizlice sokulduğunda 3 yaşındaymış. Orada Louis Persinger&#8217;in violin çalışından çok etkilenen Menuhin, yaş gününde bir violin alınması ve Louis Persinger&#8217;in hocası olması için inatla direnmiş. Her ikisini de elde eden Menuhin, 10 yaşına geldiğinde uluslararası üne sahip bir yorumcu olmuştu.<br />
T.S. Eliot 10 yaşındayken, Fireside adında bir magazini tek başına çıkarmış, üç günlük bir kış tatili sırasında derginin 8 sayısını hazırlamıştı.<br />
Anne Sullivan sağır ve kör Helen Keller&#8217;in eğitimine başladığında bu iş, diğer kişilerin yıllarca vaktini alacak zorluktaydı. Bu işe girişmesinden daha iki hafta sonra büyük ilerleme kaydetti, bu süre içerisinde vahşi bir yaratık narin bir çocuğa dönüşmüştü.Virginia Wolf &#8220;A sketch of the Past&#8221; adlı eserinde, kendi iç yaşamına bakışın iyi bir örneğini sergilemekte, bu eserinde çocukluğundan kalan ve olgunlaşmasına rağmen hala şok etkisinden kurtulamadığı bir çok özel anısına yönelip, onlara karşı tepkilerini başarılı bir biçimde açıklamaktadır.</span></li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/13_cesitli-zeka-alanlari.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeka ve Başarı</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/11_zeka-ve-basari.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/11_zeka-ve-basari.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı olarak başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen dış etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir. Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde yapılan başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile benzer sonuçlar verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki yıllarında ortaya çıkacak davranış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı olarak başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen dış etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir. Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde yapılan başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile benzer sonuçlar verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki yıllarında ortaya çıkacak davranış kalıplarının tamamen bu sonuçlarla belirlenmesi mümkün değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/11_zeka-ve-basari.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeka ve Çevre</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/10_zeka-ve-cevre.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/10_zeka-ve-cevre.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:16:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[     Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zeka farkı da o denli fazla olmaktadır. Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Garamond;">     Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zeka farkı da o denli fazla olmaktadır.<span id="more-10"></span><br />
Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen çocukların diğerlerine göre daha başarılı oldukları saptanmıştır.<br />
1700 ve 1910 yılları arasında yaşayan 4421 ünlü kişinin kökenini inceleyen bir araştırma sonucunda bu kişilerin % 83&#8242;ünün üst tabakadan ve ancak %16&#8242;sının alt tabakadan geldiğinin ortaya çıkması, çevre faktörünün önceki yüzyıllarda çok daha önemli bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar başarı ve zeka birbirinden farklı olsa da, başarıda zekanın önemli bir payı olduğu göz önüne alınacak olursa bu bize zeka hakkında da bilgi verir.<br />
Zekaya çevrenin etkilerinin arasında çevreden etkilenen kişilik yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü sayılabilir. Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan işe dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zeka testlerindeki başarı düşük olur.<br />
Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf etmeleridir.<br />
Diğer koşullar eşit tutulduğunda orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilerin zeka puanları, düşük sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilere kıyasla daha yüksek olmaktadır. En düşük ile en yüksek sosyo-ekonomik düzey arasındaki puan farkı 20&#8242;ye kadar çıkmaktadır.<br />
Zekası yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte, kazançlı meslek sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla öğrenme olanağına sahiptir, bunlar ilerisi için daha iyi başlangıç koşulları elde edebilmektedir. Zeka testlerinde sözel bölümlerin bulunması, eğitim seviyesi yüksek kişilerin daha yüksek puan almasına yardım etmektedir. Dolayısı ile burada hem kalıtımsal hem de yetişme tarzından gelen bir avantaj söz konusudur.<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/10_zeka-ve-cevre.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekanın Soyaçekim ile İlgisi</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/9_zekanin-soyacekim-ile-ilgisi.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/9_zekanin-soyacekim-ile-ilgisi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[ Doğuştan gelen zekanın değerlendirilmesi için bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen çift yumurta ikizlerinin zeka puanlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, değişik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Doğuştan gelen zekanın değerlendirilmesi için bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen çift yumurta ikizlerinin zeka puanlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, değişik çevrelerde yetişseler bile, kalıtımı aynı olan tek yumurta ikizlerinin zekalarının, aynı çevrede yetişip, kalıtımları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekalarından daha çok birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır.<br />
Bir başka araştırmada ise, bebek iken evlat edini<span id="more-9"></span>len çocukların zekalarını, üvey anne-babalarının zekaları ve ayrıca doğal anne-babalarının zekaları ile karşılaştırmışlar ve bu çocukların zeka puanlarının doğal ana-babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür. Bunun gibi çok sayıda yapılan araştırmalar, kalıtımın zeka gelişmesinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.<br />
Hata! Köprü başvurusu geçerli değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/9_zekanin-soyacekim-ile-ilgisi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekanın Yaşa Göre Gelişimi</title>
		<link>http://www.dehha.com/zeka/8_zekanin-yasa-gore-gelisimi.htm</link>
		<comments>http://www.dehha.com/zeka/8_zekanin-yasa-gore-gelisimi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 08:15:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dehha.com/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[ Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. Bu süre içinde en hızlı gelişme ilk iki yılda gerçekleşir. Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan, iki yıl sonunda kendi başına yürüyebilen, konuşabilen, bazı basit problemleri çözebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, basit planlamalar yapabilen, hatırlayabilen bir kişi hale gelir. Sembollerle düşünebilme 11 yaşında başlar. 12 yaştan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. Bu süre içinde en hızlı gelişme ilk iki yılda gerçekleşir. Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan, iki yıl sonunda kendi başına yürüyebilen, konuşabilen, bazı basit problemleri çözebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, basit planlamalar yapabilen, hatırlayabilen bir kişi hale gelir.<span id="more-8"></span><br />
Sembollerle düşünebilme 11 yaşında başlar. 12 yaştan sonra zekanın hızında azalma olsa da gelişmeye devam eder. Gelişmenin en üst düzeyine 14-18 yaşlar arasında varılır. Zihinsel güç 30 yaşa kadar bu düzeyde kalır. Daha sonraki yaşlarda yeni malzeme öğrenmedeki başarı yavaş olarak azalmaya başlar, ancak öğrenilen bilgiler kaybolmaz tam tersine yaş ilerledikçe, deneyimden dolayı edinilen bilgiyi kullanmadaki beceri artar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dehha.com/zeka/8_zekanin-yasa-gore-gelisimi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
